Dün akşam bir arkadaşım aşktan bahsetti…bir aşk hikayesinden,objektife takılan güzel bir kadın,kaderin aşk`a saniye saniye ilerlediği anlarda yanlış yerlerde birbirleri için çarpan iki kalp,arabanın ön koltuğunda, nefesin içinde saklı nefesi bekleyen kırmızı güller…Vivaldı eşliğinde dans eden narin ayaklar…ve ayak seslerinden habersiz sevdiğine dünyasını sunan adam..kelimeleri okurken duyduğum heycanla derin bir nefes alma ihtiyacı duydum kahve kokusu tadında…Unutmuşum elimdeki fincanımı..kahvem buz gibi,gözlerim ekrana takılı kalmış…heycanla bekliyorum neler olucak..


   Ansızın durdu aşkın dansı…cümleler sustu,anlatmadı sonra neler oldu…ben ,hayal kırıklığı ve tabi içimde dayanılmaz kartal yırtıcılığında bir merak…hayal kırıklığımı yaşayamadan bir tokat gibi sordu uzaklardan bakan gözleri…baktı ve yazdı…-sen,sen aşka inanırmısın?


   Sanki o hikayedeki adamın objektifinde dondum kaldım..Onca kare geçti yureğimden yıkık dökük,kurşunlanmış…darmadağın…Ben ve aşk?? gözlerim karardı…hiç ışık yok,nasıl olurki bunca yara almışlıkla…Nedendir hiç sorgulamadım içimde aşkın varlığını..kendime geldiğimde baktığımdan habersiz gözler sakinleştirdi beni..Isındım,titreyen kalbim duraladı,sakinleşti…Ve anladım,Herşeye rağmen..kurşunlara,bıçaklara..cinayetlere..ölen ve dirilen kalplere rağmen var aşk..Ve anladım bilemezsin nerden gelir ,ne zaman gelir gölgesi olmadan …Kimliksiz,adressiz .. Aşk bu,parmaklarının ucunda sessizce hayatımıza gelen hayalet….Ne var cümlesi kurulur onun adına ne de yok…..





Reklamlar