Kimi dinlerseniz dinleyin herkeste bir şikayet bir şikayet… Herkes kendi mutsuzluğuna bahane üretmekte ve diğerini mutsuzluğuna neden olduğu için suçlamakta çok mahir.İnsan zannediyor ki eşi değişse her şey yoluna girecek. Kayınvalidesi değişse eşiyle ilişkisi mükemmel olacak…Çocuklar değişseler, söz dinleseler, anne babanın istediği gibi olsalar anne baba mutluluktan uçacaklar…Hepsi yalan …Mümkün olmadığı için değil mümkün olsalar da yalan… Değiştiremeyeceğimiz için değil sadece dünya değişse de biz değişmeden dünyamıza mutluluğun gelmeyeceğini yerçekiminin gerçekliği gibi algılamadığımız sürece mutluluk bize uğramayacak! Çoğumuz kendi zanlarımızın mahkumuyuz… Bir sevgilim olsa… Hayalini kurduğum son model arabam olsa… Tatilde beş yıldızlı bir otele gitsem, deniz kum, güneş… Çocuklarım bir an önce büyüseler…Zayıflasam herkes bana imrense…Arkadaşlarım her gün ben arasalar, telefonum hiç susmasa…Güzel olsam, akıllı olsam sanki mutlu olacağım sanıyorum…Yalnızca aldanıyorum, aldanıyoruz… Nereye gidersem gideyim kendimi de götürüyorum. Aynı ben, aynı algılama biçimim.İnsanlar ve olaylar ne kadar değişirse değişsin sahip olduklarımın sayısı ne kadar artarsa artsın, ben aynı olduktan sonra sonuç yine aynı oluyor. Sonucun değişmesi benim değişmeme bağlı,benim dışımdakilerin değişmesine değil.Önce niyet etmek gerekiyor. ” Ben mutlu olmak istiyorum ”demekle başlamak. Ben mutlu olmayı istiyorsam gelen her şeyi de bu niyetime göre algılamaya başlıyorum. Bu iyi niyet ve olumlu bakış açısı olumlu olan her şeyi görmeyi sağlıyor. Ben olumlu görme eğilimi taşıdıkça dünya da, dünyadaki herkes de benim gönderdiğim bu olumlu sinyale göre şekilleniyorlar. Pozitif düşünmenin bilinen anlamıyla pozitif etkisinden bahsediyor değilim. Doğru niyet etmenin eşyayı dönüştürücü bir etkisi olduğunu söylemeye çalışıyorum. Güzel göreme niyeti taşıyanın güzel gördüğünü, güzel görenin güzel düşündüğünü, güzel düşünenin de güzellikleri hayatına çekmeye başladığını söylemeye çalışıyorum. Mutluluk ve lezzet almak dediğimiz şeyde bu zaten… İnsanın gerçek manada mutlu olması, maddi anlamda rahatlığa değil, manevi rahatlığa ve huzura bağlıdır. Eğer böyle olsaydı bütün zenginlerin mutluluktan uçuyor olması gerekirdi. İnsan fakir ya da zengin olsun kendi içinde mutlu değilse huzurlu değilse durum zenginlikle veya fakirlikle ilgili değildir. Otobanın kenarındaki bir tutam yeşillikte piknik yapan bir ailenin , Hidiv kasrında akşam yemeği yiyen bir aileden daha az mutlu olduğunu söyleyemeyiz… Sokaktaki kediler de, güvercinler de mutlular… Dut ağacı da vişne ağacı da çok mutlu görünüyor… Mutluluklarının nedeni kendilerine verilen hayatı olduğu gibi kabullenmelerinden dolayı…Kabullenmek hayata coşku katıyor. Mutsuzluğumuzun nedeni, çoğu zaman hırslarımız ve kıskançlıklarımızdan besleniyor. Sürekli bir kıyaslama ve daha iyisi olarak düşündüğümüz duruma veya şeye doğru koşma eğilimimiz yaşadığımız anın güzelliğini fark etmemizi engelliyor. Doğru bir niyetle ve hayatı verildiği şekliyle kabulle başlayabiliriz. Sonsuz isteme yeteneğimizle ve elimizden geldiğince gayret ederek isteyebilir ve ne verilmişse verilene kanaat ederek duruşumuzu değiştirebiliriz. Bunu denersek ve böyle yaşarsak mutluluk denilen şey her neyse o biz olacağız. Mutluluk aradığımız ve kovaladığımız biz kovaladıkça kaçan, kaçtıkça kovalayıp daha da hırslandığımız bir durum olmaktan çıkacak. Biri bize gelip bizi mutlu etme gücüne ve yeterliliğine asla sahip değil.Yaşamımızın kontrolü bir başkasına verilmiş değil. Sadece neden olabilir ama bu neden bir zorunluluk olamaz. Biz istersek etkileyebilir,ancak hiçbir şekilde belirleyici olamaz.O halde mutluluğu ararken mutsuzluğumuzun mimarı olmayı bırakarak hayatı ve kendimizi yeniden tanımlayalım, duruşumuza yeniden bir konum belirleyelim. En önemlisi de yeniden niyet edelim.‘’Niyet etim mutlu olmaya ‘’ ya siz…

ALINTI