Yeni bir mutsuzluk tipi var artık.
Hayal kırıklığına ve depresif beyhudelik duygusuna yaslanan bir mutsuzluk tipi!Hatta bir tür ruhsal bitkinlik hali! Bana göre adı şöyle olmalı:
Durmadan mutluluğu aramanın mutsuzluğu!..
Sanki…
Aradıkça daha da uzaklaşıyor bizden mutluluk. Hem belki…
Tam olarak ne aradığımızı bilmiyoruz!

***

Geçen gün büyük bir kitapçıya girdim.
Orta yaşlı birkaç kadın ve bir genç kız kasa kuyruğundaydı.
Her hallerinden tatile çıkmak üzere son alışverişlerini yaptıkları anlaşılıyordu.
Ellerindeki kitaplar ister istemez dikkatimi çekti. Kapağında “mutluluk” kelimesi geçen kılavuz kitaplardı hepsi de!
“Küçük Pembe Mutluluk Kitabı”, “Mutluluğu Keşfetmek”, “Mutluluk Okulu”, “Bir Yaşam Ustalığı, Mutluluk”, “Gerçek Mutluluk”, “İki Kişilik Mutluluk” ve ötekiler…
Şöyle bir baktım.
İyiydiler, hoştular, halleri vakitleri de yerinde gibiydi.
Ama ne yalan söylemeli…
Zarif alınlarında tatminsiz hırsların, umarsız arayışların yorgunluk çizgileri vardı.

***

Ben de kuyruğun sonunda düşüncelere daldım.
İçimden “şu insanlar acaba biliyorlar mı?” diye sordum.
Varsa eğer mutluluk diye bir şey…
O tatil yöresinde de onları bekliyor olacak!
Ama mutlulukla buluşmaları için kafalarını “mutluluk öğreten” kitaplarından kaldırıp etraflarına bakmaları gerekecek…
Çay içerken, çayın eşsiz tadından başka bir şeyi…
Yüzerken, bedenlerini saran sudan başka bir şeyi…
Düşünmediklerinde…
Severken, sevişirken, geleceğe değil, “şimdi”ye odaklandıklarında…
Büyük ihtimal, mutlu olacaklar!
Mutluluk öğretmeye kalkışan bir kitabı değil…
Bir romanı, bir şiiri, bir denemeyi okuyup mutlu olduklarında…
Anlayacaklar işin esasını!

***

Bir arkadaşım aklıma geliyor şimdi.
Ara sıra şöyle yakınırdı…
“Basitçe uyum istiyoruz, anlamak ve anlaşılmak istiyoruz; çoğu zaman bir parça huzur istiyoruz. Ama bize sürekli sihirli mutluluk reçeteleri veriyorlar. Bir yanlışlık var, bu işte!”
Aslına bakarsanız…
Mutluluk düşüncesi çağlar boyunca dinsel ve felsefi boyutta ele alındı.
Aydınlanma Çağı sonrasında bireysel hazlar ve arzular yüceltilmeye başlanınca mutluluk bir tür “kazanç” veya “başarı” gibi algılanmaya başladı.
Oysa problem tam da orada!
Mutluluk için kan ter içinde mücadele etmek…
Tuhaf! Hatta tutarsız değil mi?
Belki hayatla kavga etmekten vazgeçme halinin ta kendisidir mutluluk!
Belki hikmetine pek akıl erdiremeyeceğimiz bir armağanıdır hayatın!

                                                                            HAŞMET BABAOĞLU /Sabah Gazetesi