Bir sahil bankında susamlı simidimi yerken bana en acıklı bakışını atan güvercin sabah kahvaltımın yarısını kaptı…Şekersiz geldi kahvemin tadı,onu da ben yarım bıraktım hoşbeş sohbetlerin hep yarım kaldığı o tahta masanın,sesiz köşesine…yürürken aklıma geldi,çocukluğumda haşlanmış mısır uğruna paralardım anneciğimi,dayanamaz almak zorunda kalırdı en sonunda.Bakındım şöyle bir,yok…Yarım kaldı burnumda kokusu tüten süt mısırının hayali.Anlaşılan bu gün o gündü,her şeyin yarım kaldığı gün…

Böyle başladıysa ‘vardır bir hikmet bunda’ dedim,zorlamadım ve hatta gizli,gizli niyet ettim hiçbirşeyi tamamlamamaya…İçimde ki yarım bırakılmış sevdaları güzelce yerleştirdim ruhuma…odamın sadece göze görünen kısmını toparladım,sepette ütülenmesi gereken elbise yığınından sadece en sevdiğimi alıp ütüledim…Sadece üç sayfa okuyabildim en sevdiğim yazarın kitabını,birtek başını düşünebildim aklıma takılanların,sonu hiç gelmedi,getirmedim.Yarım bıraktım en sevdiğim çikolatalı gofreti,toplamadım kırıntılarını kanepenin üzerinden…Resim kolajımı tamamlamadım,yarım yamalak plan projeler karaladım kimleri dinlediğimi fark etmeden bulduğum çeyrek kağıtlara… Hansel gibi yola bıraktığım küçük ekmek kırıntılarımdı benim bu gün yarım bıraktıklarım. Biri gelir tamamlar mı bilinmez ama ben ne olur ne olmaz yarım bıraktım  gelirse diye en sevdiğim tatlıyı…

 (Meltem Aydın)