Bir kalbin rahmine bırakıldı önce var oluşunuz, ufacık bir hücrede büyüyüp bir annenin heyecanlı bekleyişinin  muradı olduğunuzda da ilk domino taşı düştü bir diğeri üzerine…Soğuk bir ameliyat odasında duyduğunuz ilk ağlamanıza takriben muhtemelen 6. ve 9 . aylar arasında aynadaki yansımanıza ilk kez gülümsediniz,12. aydan itibaren kendi adınızı öğrendiniz ve inanılmaz bir hızla neden olduğunu anlamadan konuşmayı,gülmeyi,üzülmeyi,kızmayı,acıkmayı vs…Hayata dair ne varsa her türlü bilgiyi,her türlü yaşanmışlığı,deneyimi,bir sünger gibi çektiniz içinize…

Seçimler yaptınız.Bazen doğru,bazen yanlış.Sevdikleriniz yanıbaşınızda sizi uyuyor sanırken,yastığınızla kafa kafaya verip,gözü kapalı kararlar aldınız kimi zaman.Kalp çarpıntısı sevdalar geldi başınıza,yürekten dostluklar yada yürek dağlayan ihanetler. Ayağınızı yere vura vura ‘Asla yapmam!’ dediklerinizi,bir çırpıda yapıverdiniz neler olduğunu siz bile anlamadan.Büyük konuştuklarınız hep başınıza geldi, ‘Yanlış zamanda ,yanlış yerde’ tabiri yabancı kalmadı eğreti durduğunuz hayat konağınızda. ‘Tamam!Artık başıma daha kötü başka ne gelebilir ki?’ dediğiniz an,ani bir fren sesinde kaybettiniz sevdiğinizi…

Daha nice ‘Neden ben!’ dedirten deneyimler var bildiğim;toplamı bizi aşan acılar,önceden hesabı tutulamayan hatalar,kazalar…Eksilen,çoğalan ama her şeye rağmen hiç tükenmeyen duygular….

Başımıza sürekli bir şeyler gelir hep ve hayat ;başımıza sürekli bir şeylerin gelmesidir aslında.Birini omuzlarımızdan indirirken,birini yüreğimize yüklemektir.İyi veya kötü ama sırada hep sabırsız bir çocuk gibi bekleyen başka bir deneyim mutlaka olacaktır.Mutluyken kendimize hiç sormadığımız o   ‘Neden ben?’ sorusu hep dizlerimizin bağının çözüldüğü,kalbin sıkıştığı anda düşer akla. ‘her şerde bir hayır,her hayırda bir şer vardır’ deyişi de  bu soru cümlesinden kaynaklanan cevap arayışından çıkmıştır sanırım.Cevabı olmayan şeyler yaşarız bazen ve hatta sonrasında o cevapları aramayı bırakır,sıradaki soru cümlesiyle devam ederiz  istemsizce.

Şu an kaç yaşındasınız bilemem,sol cebinizdeki tüm ‘Neden ben!?’ dedirten olayları,kişileri,duyguları,yaşanmışlıkları çıkarıp bir bir sayın…Ne kadar çoklar değil mi? Hissedin; Ne akıl verdiler,ne öğrettiler?hangi fırsat kapıları eğer o kapılar yüzünüze kapanmasaydı size açılmayacaktı? Ölümü son anda ıskaladığınız kazalar olur bazen,size hayat verir.Hayatınızdaki bazı insanlar sizin hayatınızda var olma misyonunu tamamladığı için gitmiştir aslında ,daha güçlü sevgilere yer açılırda o gidişte,siz bilmezsiniz.Bilmezde,yas tutarsınız …ağlarsınız…

‘Neden ben?!’ Sorusu ruhumuzun refleksidir gerçekte…Ya hızlı davranır kaparsınız dersi yada eksik kalır bildikleriniz.Sonunda illaki bir yola varacaksınız dır bilmeseniz de nedenleri.Hayatımızın kaçıncı yaşında olursak olalım,’neden ben?!’ dediğimiz her an da ruhumuza bir erdem eklenir aslında…Bir kalbin rahmine düştüğünüz o andan şu dakikaya kadar,dizlerinizin çözüldüğü,nefes alamadığınız her an,kendi içinizdeki bilgeliğin sancılı doğumudur ve o bilgelik size mutlaka sizden alınanı başka yollarla geri verecektir…Yakın zamanda kaybettiğimiz Steven Paul Jobs’un Stanford Üniversitesi mezuniyet konuşmasında da söylediği gibi; noktaları ileriye bakarak birleştiremezsiniz; onları sadece geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz. ‘Noktaların gelecekte bir şekilde birleşeceğine inanmanız gerekiyor. Bir şeye güvenmelisiniz – tanrıya, cesaretinize, kaderinize, hayata, karmaya, herhangi bir şeye. Bu yaklaşım beni hiçbir zaman yolda bırakmadığı gibi hayatımı da bütünüyle değiştirdi.’

 Bu durumda sanırım artık‘Neden ben?!’ diye sormayı bırakmalıyız.Niye mi? Çünkü kendimizi en güçsüz hissettiğimiz anlar aslında bir gün kendimizi en güçlü hissetmemiz için vardır…