Bizim zamanımızda hükmü yoktu ‘kendin olmanın’,koşullarına göre yorgan kesilirdi geleceğine.Ispanağı sağlıklı olduğu için sevmeliydik,öyle her lafın arasına dalıp fikrimizi beyan etmek akıllılık değil saygısızlıktı,anne babanın seçtiği kıyafetlerle misafirliğe gider,uzatılan kurabiyeyi alıp almayacağımızın cevabını annemize bakarak verirdik.Üç kardeşin en küçüğü olan ben hep büyüyünce bir balerin olmayı hayal ederdim…ailem hiç bilmedi.Hemşire olmama karar verildiğinde gizli gizli harçlığımı biriktirip aldığım beyaz kordelalı bale ayakkabılarını bir kutuya kapatıp,gardrobun en karanlık kısmına bırakışımın sızısı hala içimdedir.’Ali efendinin kızı voleybolda çok başarılı olmuş’ cümleleri başkaları gibi olmam gerekliliğini çekiç gibi kafama çakmaya çalıştıkça içimde hep bir şeyler de direnmedi değil ama insan yalnızca çocukken  kendi olabiliyor sanırım.Büyüdükçe topluma uymak zorundasın,herkes seni sevmeli,en iyi işi yapmalısın,başarılı olmalısın,yuva kurmalısın,anne olmalısın,iyi bir birey olmalısın,doğruyu seçmelisin derken kendin olmak binlerce parçaya bölünür ve kendini bulma umudun yosun tutmuş gibi görünmez bir hal alıp gider.

Şimdilerdeyse kişisel gelişim uzmanları kişisel mutluluğa giden en temel yolun ‘Kendin olmak’tan geçtiğini söylüyor.Tabi bizler geçmişle bu günün tezatlığı içinde öğretiyoruz ‘kendin olmayı’ çocuklarımıza.Yeni jenerasyonda ‘Kendin olmak’;bağıra çağıra öğretmenleri üzerinde otorite kurmaya çalışmak,daha küçücük bedenlerin içindeyken düşük bel pantolon giyip sigara yakmak,sosyal paylaşım sitelerinde en abuk halleriyle fotoğraf çektirip,aykırı olmaya çalışmak gibi manalar içeriyor ne yazık ki. Çocuk yada yetişkin fark etmez,içimizde ki tüm eksik yada yanlış davranış şekillerini ‘Ben böyleyim’cümlesiyle pekiştirip,kendimiz olduk diye birde üstüne mutlu oluyoruz.Çoğu şeyi kendi tercihimiz olduğu için yaptığımızı sanırken bile uyumluluk yasasına yenildiğimiz fark etmiyoruz bile.Ya sevilmeyiz diye kendimiz olmaktan korkarız yada kendimiz olmayı sevmeyiz …

Dünden bu güne bildiğim tek şey bu konuda dengelerin tam oturmadığıdır.Yıllardır süregelen ‘Aslında ne kadar özgür olduğumuz’ tartışmalarıyla eş değer ‘Aslında ne kadar kendimiz olabileceğimiz’…Gerçekte içimizde sabit duran bir ‘kendimiz’ de yoktur ve hatta insanın kendiyle yüzleştiği tek anın ölüm anı olduğunu düşünüyorum ben…Çünkü gelişim,değişim anca o dakikada biter ve ortaya çıkan siz sinizdir kendiniz.Sonuç olarak ben rafa kaldırdığım bale ayakkabılarımı düşününce anladım ki kendin olmak her zaman her istediğini yapabilmek değildir,Kendin olmak istemediğin durumlarda bile yapabileceğinin en iyisini yapabilmektir.Size yüklenen rolde sizden bir şeyler katabilmektir,başkalarıyla değil kendinle yarışabilmektir…Şair Dauglas Malloch’unda dizelerde dediği gibi;

Dağ tepesinde bir çam olamazsan,
Vadide bir çalı ol.
Fakat oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın.

Çalı olamazsan bir ot parçası ol, bir yola neşe ver.
Bir misk çiçeği olmazsan bir saz ol.
Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.

Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz.
Dünyada hepimiz için bir şey var.
Yapılacak büyük işler, küçük işler var.
Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir.

Cadde olamazsan patika ol.
Güneş olamazsan yıldız ol.
Kazanmak yahut kaybetmek ölçü ile değildir.
Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın…