Sonuç;

Yıl;2011

Yer; Türkiye Cumhuriyeti

Türk Vatandaşı günde ortalama 6 saat tv izliyor,kitap okumak için ayırdığı zamansa yılda sadece 6 saat.

Japon yılda ortalama 25,İsviçreli 10,Fransız 7 Kitap okurken,Türkiye’de bir kişi on yılda bir kitap okuyor.

Türkiye Vatandaşının dergi okuma oranı yüzde 4,gazete okuma oranı yüzde 22,radyo dinleme oranı yüzde 24 ve ne yazık ki tv izleme oranı yüzde 95!

Bu istatistiklere sizlerde benim gibi şaşırmadınız değil mi?

Klasik birkaç cümleyle; ‘Okumayı hatırlayın,faydalıdır,zeka yapar…’ söylevlerinde bulunmayacağım. Bilim zaten bu tip savları onaylayarak epey bir zaman önce çok ciddi çalışmalara imzasını attı.Ancak devleşen bir okuma tembeli topluluğuna dönüştüğümüz aşikar.Bitirdiğimiz üniversite diplomasına şöyle janjanlı bir çerçeve yapıp,duvara asınca, ayaklarımızı koltuğumuza uzatıp kendimizi olmuş,pişmiş armut ilan edivermek kolayımıza geliveriyor her nedense.

Kitapları okumak için değil, dekorasyonda imaj yapmak için kullanır olduk .Öyle ya,en hızlı yoludur entelektüel olmanın;biri gözlük takmak,diğeri de yığınlarca kitap biriktirmek modern tasarımlı raflarımızın içinde.

Oysa ilk emirdir ‘Oku!’. Okumak,aşk gibidir. Sabır ister.Yaşanmışlık dolu bir kaledir,alimdir,isyandır,keşiftir yada  sıkı sıkıya bağlı bir inanç…Kimi zamansa küçük bir çocuğun tahtadan kılıcıyla kahramanı olduğu ejderha ülkesi.Özü; ‘Tutkudur’ okumak, ruh kültürünü artıran diplomasız haz.Böyle bir duygu için yılda sadece 6 saat ayırıp,günde altı saat hiçbir içeriği olmayan programların karşısında saatlerce çekirdek çıtlatmayı tercih etmek, günümüz Türkiye’sinde ne kadar akılcı bilemem ama izninizle ben olayları sonuçtan başlangıca çevirip sizlere çok yakından tanıdığınız bir okuma tutkununun seyir defterini sunacağım;

Başlangıç;

Yıl ;1881

Mustafa Kemal Atatürk

İlkokula başaldığı yıllarda ki okuma tutkusu,ona oyunlardan daha baskın hale gelir.

Ortaokulda öğrenimini sürdürüken,sadece ders kitaplarıyla yetinmez ve yakından izlediği dergi ve gazetelerde yapılan fen ve matematik yarışmalarında başarılı olur.

Askeri Liseye devam ederken Vatan ve Özgürlük kavramlarını işleyen Namık Kemal’in eserlerini,Mehmet Emin (Yurdakul) un,ve Tevfik Fikret’in şiirlerini durmadan okur ve hatta ezberler.Aynı zamanda Fransız İhtilalini hazırlayan;Voltaire,Rousseau,Montesqiue gibi düşünürlerin eserlerini okur.

Tarih kitapları başta olmak üzere,öğrendiği yabancı dillerinde yardımıyla ilgi alanındaki yabancı yayınlarında yakından takip eder.

Akademide  siyasal fikir ve düşüncelerini arkadaşlarına aktarmak için  ceza alma riskine rağmen el yazısıyla gazete çıkarmaya başlar.

Kurmay Yüzbaşı olduğunda General Litzmann’dan çeviriler yapıp,askerlikle ilgili kitaplarını yazar.

Kurtuluş savaşında İslami tarihle ilgili eserlere yönelir.Ayrıca;Hukuk,Sosyoloji,Ekonomi ve başka alanlarda da çok çeşitli kitapları okur.Savaşta,cephede ,ateş altındayken dahi okumaktan hiç vazgeçmez.

Bu tutkuyu bakın genel sekreteri Hasan Rıza Soyak  anılarında nasıl anlatmış;

“Okumayı çok severdi. Genel bilgisini sürekli olarak artırmaya çalışırdı. Zengin bir kütüphanesi vardı. Okuması da, çalışması gibiydi eline aldığı kitabı, eğer ilginç buldu ise, bitirmeden bırakmazdı. Okuduğu kitaplarda, ileri sürülen temel fikirlerle, güdülen hedefleri açıklık ve isabetle tespit ve gayet iyi özetlerdi. “Bir gezi dönüşü sabahleyin trenden iner inmez, Köşk’e çıktım. Hizmetine bakanlara, ne durumda olduğunu sorduğumda, “iki gün, iki gecedir durmadan kitap okuyor” dediler. İzin alıp yanına girdiğimde: “Elime bir tarih kitabı geçti. Bilmem ne zamandan beri okuyorum?” dedi. Yorulmadınız mı, Paşam? diye sorduğumda, “Hayır, yalnız gözlerim yaşarıyor. Onun da çaresini buldum. Birkaç metre tülbent aldırttım. İşte gördüğün gibi, parça parça kestirdim, arasıra bunlarla gözlerimi kuruluyorum.”

Bizler bu gün,bir ülke kurarken okuma sevdasından hiç vazgeçmeyen bir liderin bayrağı altında  zamansızlıktan şikayet ediyoruz.Bizler bu gün,bırakın iki gün,iki gece kitap okumayı,aldığımız ilaçların prospektüsünü bile okumadan haplarını yutan  bir milletiz.Sonucu oluşturan nedenler; teknoloji,rahatlık,çağ…Nedir bilemem.Ama bildiğim bir sır var;

Bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, keşfiyatından, terakkiyatından istifade edelim, lakin unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz.(Mustafa Kemal Atatürk)

Bu yazıyı sonuna kadar okuyabilme sabrı göstermişseniz eğer,bu sırrın gizemi artık size emanet demektir. Bu emanetle okuduğunuz her cümlenin, içinizdeki Cumhuriyet’in güçlü askerlerine dönüşmesi dileğiyle… 

                                                        ( Kaynak ; Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı)