Soğuk bir hastane koridorunun boyası çıkmakta olan bekleme banklarında oturup az önce konulan kanser teşhisini kabullenmeye çalışan bir kadın,

Geçirdiği kaza sonucu bir daha asla yürüyemeyeceğini öğrenen bir dansçı,

Birden gelişen finansal kayıplar sonucunda iflasını ilan etmiş bir adam,

Yada ilk sevdasını kaybetmenin acısıyla beş dakika sonra kalbine silah dayayıp,tetiği çekmeyi planlayan genç bir ergen olabilirsiniz…

Her şey yolunda gidiyorken kurduğunuz dünyada oluşan  beklenmedik olaylar şiddetli sarsıntılara,derin çatlaklara ve ciddi yıkımlara neden olabilir.Beklentileriniz yüzünden,endişe ve kaygılarınız artıp,size yüksek,ince bir ipin üzerinde yürüyormuş hissi verebilir.Mutlu mesut geçen bir kır düğününü ansızın basan karabulutlar ve iri damlalardır bu anlar.Kurduğunuz masalı sizden birden alıveren ve hatta sizin hep kontrolünüz altında sandığınız hayatınızın aslında size ait bile olmadığını hatırlatan,gürültülü ve korkutucu şimşek gibidirler.

Çaresizliği susuzluk gibi damaklarınızdaki kuruluktan hissedersiniz,korkulu bekleyişi tüm kaslarınızın istemsiz keman yayı gibi gerilmesinden ve de endişeyi vücudunuzu terk eden bebek uykulu gecelerinizden.Ne anne tesellisi,ne yaren sevgisi neden dost eli merhem olup kurutmaya yetmez bazen açılan yaraları.İşte böyle zamanlarda korku ve öfke gibi duyguları azaltan,düşünce gücünü artırıp,merhamet duygusunu geliştiren,oluşan rahatlık sayesinde psikolojik olarak kendini güvende hissetmeni sağlayan manevi tek bir ilaç vardır; ‘DUA etmek.’

Cezasını almak için avuçlarını açıp çaresizce beklerken,gözlerini sımsıkı kapatıp çok acı duymamayı temenni eden öğrenciler gibiyiz hepimiz zaman zaman . Daha neye inandığımızı bile tam olarak bilmeden dua etmeye meyletmişiz ‘Allah’ım ne olur çok acımasın.’derken. Yaradılışın bize sunduğu bu deva,bebeğin anne kucağını bulunca susuşu kadar etkili ve yan tesiri olmayan bir deva diyebilirim.Öte yandan durumu bilimsel olarak açıklamak gereği olursa eğer; nefret,kin,öfke,düşmanlık ve suçluluk gibi olumsuz duygular beynin frontal alanlarında, limbik sistemde aşırı metabolizma artışı yaparak beyni yorar.Artan beyin işlevleri otonom sinir sistemini bozar ve sizi hasta eder. ‘Peki dua etmek ne yapar?’diye sorarsanız da durumu şöyle kısaca özetleyebilirim ;  Dua eden kişinin dua esnasında çekilen MR’larında görüldüğü üzere vücutta olumu gelişmelerin gözlemlenmesiyle birlikte,kişinin sevgi,ümit,güvende hissetme,affedilme,ve korunacak olduğunu bilme hissiyle vücutta serotonin,noradrenalin,nöropeptid gibi ruh halini düzenleyen salgılar artar.Bu salgılar vücudun savunma sistemini güçlendirmekle birlikte iyileşme sağlar ve manevi huzur verir.Son 30 yılını Dua’nın insan fizyolojisi üzerindeki etkilerine adayan Harvard’lı bilim adamı Dr.Herbert Benson ;Duaların stresi gideren,bedeni sakinleştiren ve iyileştirmeyi hızlandıran etkisi olduğuna dikkat çekiyor.İnanmanın hastalıkların yüzde 60-90’nında iyileştirici etkisi olduğunu iddia ediyor.Din,Bilim,Tıp…Dua etmenin olumlu yönlerini anlatacak sayfalarca cümle kurmakta günümüzde.Bu tip dökümanlara ulaşmak epey kolay olduğu için çok fazla detaya girmeyeceğim.

Şu an dünyanın herhangi bir yerinde,sırtınıza yüklenmiş olumsuz bir duygu kılıcının keskin soğukluğunu ensenizde hissediyor olabilirsiniz.Yardım edecek kimseniz,tutunacak bir devanız da olmayabilir… İşte o an ilk okul yıllarını hatırlayın,avuçlarınız açık,gözleriniz sıkı,sıkı kapalı, içinizden tekrar,tekrar söyleyin ; ‘ Allahım,ne olur…….’ Diye. Mevlana Mesnevi’nin de dediği gibi; Dua edenin, ‘Rabb’im’ demesi,Allah’ın ‘Buyur ey kulum’ demesinin ta kendisidir. İnanın,er yada geç ama mutlaka bir gün,dualarınızın karşılığı avuçlarınızın içinden hayatınıza kayıp girecektir. ‘Amin’ deyip,ellerinizi yüzünüze sürdüğünüzde  yüreğinize çöken huzurun,bizlere cömertçe sunulan bir derman yolu olduğunun sizlerde eminim farkına varacaksınızdır.