Lena bal kahvesi ıslak saçlarının içine daldırdı parmaklarını genç oğlanın.Tüm toyluklarıyla ilk kez birbirlerine bu kadar çıplak ve yakınken kilitlenen gözler,kimseleri umursamayan bir aşk asaleti koyusundaydı.Yavaş yavaş yaklaşan dudakların az sonra yıkılacak masumiyetleri, ilk galibiyetleri gibi heyecan verdi titreyen vücutlarına…Nefes kesici bir rüzgarın o an onları saklamak istercesine etraflarını sarmasından öncesi ve sonrası bir daha hiç aynı olmadı.Aşk; o an’dı! Sonrasındaysa zaman koca bir kara delik açtı.İçinde ay ışığı akmış dokunuşlar, bir sürü yabancı bakışlarda,göze kocaman batan yalnızlıklar,üzerinden çok geçmiş sevdalar ve nedenini hiç anlayamadıkları çeşit,çeşit renge bulanmış ihanetler…

Yıllar bu kara deliğe doğru aktıkça Lena’nın kalbi,çok kez sevmeyi,çok kez de bitmeyi,gitmeyi öğrendi.Ancak bir şeyi düşünürken bilinçsizce tırnaklarını kemirmeye başladığı gibi,yaptığı bir şey daha vardı;

O günden beri,rüzgar ne zaman gevşek bir tokayla alelacele toplanmış saçlarını darmadağın yapıp,gözlerine,dudaklarına girmek istese,parmaklarının arasında kalan sevdanın saç tellerini çeker dudaklarından,gözlerinden.Bir illüzyon gibi sol kolundan kalbine akıtırken o tek karelik anı,saklamak ister bir zamanlar rüzgarın sakladıkları gibi dudaklarının sol köşesine,milyonlarca başka yüzde bile hiç değişmeden,kendini her dilde ele veren o aşk gülümseyişini.Fakat küçük bir çocuğun kendinden daha ince bir ağacın arkasına saklanması kadar fark edilir hep bu hali.

Neyse ki bir şeyden emindir,aslında herkes ömründe bir kez olsun görmüştür bu bir ömürlük illüzyonu.Kimi inanamamıştır,kimi oyun sanmıştır kimiyse…Kimiyse rüzgarın içi kırmızı astarlı,siyah pelerinin ardında sakladığı o ıslak saçları hiç unutamamıştır…