Etiketler

, ,

Başarı ve başarısızlık,tifiti ve klas olmak kadar  çok insani bir icad bence… Hatta neye kıyasla başarılı oluyor yada olmuyoruz hep koşullara ve kıyaslanan şeye göre değişse bile…Üstelikte aynı zamanda hem ofis çalışanınızdan başarılı ama müdürünüzden başarısız olabilme şansınızda varken.Başarıyla,başarısızlığın bence kimsenin bilmediği,kol kola sıkı bir dostluğu da var.Ve bu sıkı dostluk bizlere sanırım yanlış öğretilmekte ki evlat ayırır gibi başarıya yada başarılı olana şefkatle kucak açarken,başarısızlığa ‘tü,kaka’ muamelesi yaparız.

Koskoca bir hayat kompozisyonunda iki cümle devrik diye kırmızı kalemle, birde üstüne ayıplayarak hemen sıfır veririz cümle sahibine.Hatta bunu yeri gelir başkası yerine biz yaparız.İlk matematik sınavından aldığımız başarısız notu görünce bir daha hiç sevmeyiz matematiği, flüt çalamadık diye kendimizi müzik kulağı olmayan bir yeteneksiz ilan eder ve hayatımızın geri kalanında müziği anca trafiğin sıkıştığı anlarda,yada gitmek durumunda kaldığınız bir partide dinlemekle yetinirsiniz bir hayat boyunca…hem de herhangi bir müzik duymuyorken bile bir postane veznesinde,veznedarın işinizi halletmesini beklerken parmaklarınızın istemsizce tutturduğu dört dörtlük ritimle…

Evet,başarısızlığın bu küçük oyunu bilinen bir yanılgıdır ama nedense biz insanoğlu hep bayıla,bayıla bu ikilinin bubi tuzağına düşüveririz her niyeyse.Size hiçbir tehlikesi yokmuş süsü verir ama tüm hayatınızı mahvedebilirde.Bu insan icadı olduğunu düşündüğüm her iki duyguda size her ne kadar mutluluğu yada mutsuzluğu vaad etse de aslında ikisinin de veremeyecek kadar doyumsuzdur.Çünkü farkında olmak lazım ki başarı yada başarısızlık,hiç biri sizi bütünüyle siz yapmaz.Başarı ve başarısızlık;annenizin yemeği kimi zaman mükemmel lezzette yaparken kimi zamanda biraz fazla tuzlu yapması kadar olağandır.O lezzetli ve hatta zaman,zaman tatsız tuzsuzda olabilen anne yemeklerinden vazgeçemeyişlerimizin altında başka şeyler yattığının bilmem ne kadar farkındasınızdır.Tamam,kabul ediyorum;anneler başarılı olmazsak bizi sevmekten vazgeçmeyecek tek insandır diye o sandalyede de oturuyor da olabiliriz zaman,zaman…Ama çocuklarımızın bu illüzyondan kurtulması için bir şeyler yapmalıyız bence,ne kadar başarılı olup olmayacaklarının onların değerlerini belirleyeceği bilincinden ve baskısından kurtarmalıyız.Bu iki kankinin hep yan yana dolaştığı bilincini onlara verip başarısızlığında başarı kardeş kadar değerli olduğu kavramını anlamasını sağlamalıyız. Sağlamalıyız ki  yapamadığı bir resim yüzünden pastel boyalarıyla bir ömür vedalaşıp onları belediye çöplüğüne atmasın ve özgüven dediğimiz ama içimizde miktarı hep inatla değişen şey onlarda hep güçlü kalsın.İki kelimenin size not verdiği dünyada kaynağını tam olarak bilemediğim ama tüm bu uzun cümlelerimi bir çırpıda anlatan kısa bir hikaye paylaşacağım sizlerle;

Yer;İspanya,

Çocuk futbol takımı;Margatania.

Oynadıkları hiçbir maçı kazanmadılar,bir gol attılar ama 271 gol yediler.Ne kadar başarısız olduklarını hiç düşünmediler. ‘Birbirimize daha fazla pas vermeliydik.’ Diyorlar sadece yapılan röportajda.

“Peki, kaybedince nasıl hissediyorsunuz” diye sorulunca bakın takımdan Marti ne diyor:

“Gol atamadığımızda üzülmüyoruz, çünkü eğleniyoruz!”

 “Ne de olsa büyüyünce atarız!”

Akıl yaşta değil başta nede olsa…

Tavsiyem ‘Başarı+Başarısızlık = Ben’ formülünden çıkıp her an parçalanabilecek o değerli atomlarınızın farkına varın.Sonuçta bir çocuğun ilk defa lazımlığa yaptığı kakasını görüp heyecanla bunun inanılmaz bir şey sanıp ‘Anneee bak,ben yaptım!’ demesi bile başarı addedilip,alkışlanan bir evrende yaşıyoruz hepimiz…