alş

Düşünün,bir eviniz var,birazda paranız.Ancak bu parayla ne yapacağınızı bilmiyorsunuz.Canınızda sıkkın,e tatilde var…Hop bir alışveriş merkezinin alakasız bir mağzasında buluveriyorsunuz kendinizi.Normal hayatta yüzüne bile bakmayacağınız şekilsiz,koca bir ev dekoruna,aklı başında hallerinizde kıyamayacağınız kadar bir fatura ödeyip,evinizin o güzel salonuna yerleştiriveriyorsunuz.

İşte asıl kıyamet bundan sonra kopar. Her sabah uyandığınızda tek gecelik ilişki yaşayıp, ‘Bunu nasıl yaptım ben?’ edasıyla yataktan kalkan pişman kişiye dönüşüverirsiniz biranda.Pahalı,atsan atılmaz,satsan satılmaz,baksan bakılmaz yeni bir bebeğiniz olmuştur. Sonra çaresiz o bebeği yavaş yavaş sevmeye başlarsınız ve bir bakarsınız ki  onu görmeden güne başlayamıyorsunuz.

Alışkanlıklarımızda işte böyle sıkıldığımız yada boş bulunduğumuz anlarda cuk oturuverir ruhumuza ne olduğunu anlamadan.Genelde bu sıkılma yada boş bulunma  anlarında cuk oturan sevgili alışkanlıklar pek faydalı olmaz pek tabii ki. Bizi şişirir,komik hallere sokar,başarımıza çelme takar ve hatta,hatta öldüredebilir. Ancak hepimiz alışkanlıklar karşısında Stockholm sendromu yaşar ve aşkla ruhumuzu teslim ediveririz bu canavara.Bir sandalyeye bağlanmış fil gibiyizdir,kıpırdamayız,kaçamayız …Kıvrak zekalı bir çocuk edasıyla kolayca benimseyivermişizdir her neye alıştıysak.Bazen aylar,yıllar ve hatta delikanlıların lugatıyla ‘Ölümüne’ sürer…

Peki hiç mi kurtulamayız bu alışkanlıklardan?

Aslına bakarsanız o kabına sığdırıverdiğimiz kötü alışkanlıkların önce farkına varmak lazım.Ardı sıra gelmesi gereken ise kararlılık.Sevmek,yalnızlık,güvensizlik vb. duygularımızı karşılasın diye bazen hepimiz çirkin bir kurbağaya sarılır,onu yakışıklı bir prense çeviriveririz aklımızda ve yüreğimizde.Beynimiz bize gerçekte olanı değil de görmek istediğimiz şekli gösterir ve artık biz alışkanlıklarına sıkı sıkıya bağlı yaratıcı bir mazeretçiye dönüşüveririz.Yok ‘henüz hazır değilim’,’Bunu yapmayı seviyorum.’,’Bunun için yeterince güçlü değilim.’ vs. diye söylenip dururuz vazgeçmemek adına.Ancak ne çare ki bir yerden başlamak lazım değil mi? Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki yanlış kodladığımız DNA’ sı bozuk alışkanlıklarınızı yenileriyle ve daha iyileriyle değiştirebilmenizin en temel adımlarından biri ve ilki; Kararlı olmak! Bu konuda ki bilimsel süreç ise tam 30 gün.Bu süre alıkşanlıklarınızı kırıp,yerine daha iyilerini koyabilmeniz için kararlı tutmunuzu davranışsal olarak uygulamanız gereken etap.

Bunun yanında bu değişim esnasında size yardımcı olabilecek birkaç madde daha sıralayabilirim sanırım.Örneğin;öncelikle alışkanlığınızı masaya yatırın.Ne zaman ve neyin tetiklediğini inceleyin ve tüm tetikleyici faktörleri ortadan kaldırın.Alışkanlığınızın hangi anlarda hangi duyguyla oluştuğunu keşfedin.Böylelikle sorunu yarı yarıya çözmüş olacaksınız.

Sonraki adımda bu anlarda takındığınız tavrın üzerinde yoğunlaşmak;

  • 30 gün kuralını unutmayın
  • Vazgeçmek istediğiniz alışkanlığınızı kırmak için önünüze çıkan engelleri belirleyip iyi bir strateji oluşturun ve tabi ki en önemlisi güçlü bir motivasyon.
  • Etrafınızdaki herkesle bu hedefi paylaşın ki hem motivasyonda size destek olurlar hem de herkesin bildiği bir hedefinizden vazgeçmek sizin için zorlaşır.
  • Mark Twain der ki; ‘Alışkanlık alışkanlıktır.İnsan,onu pencereden atamaz.Ancak tatlı dille merdivenden birer adım aşağı inmesini sağlayabilir.’Merdivenden indirdiğiniz her basamakta kendinize küçük ödüller verin.
  • Pozitif olun,sonuca odaklanın (ve hatta kupayı aldığınız hayal edin bence…).Özelliklede fizyolojik alışkanlıkları kırmak söz konusuysa eğer disiplinli bir şekilde spor yapmanızı tavsiye ederim.
  • Negatif duygulara kapılacak olursanız kendinize hedefinize ulaştığınızda kazanacaklarınızı hatırlatın,duyduğunuz heyecan sizi tekrar hedefinize yönlendirecektir.
  • Kötü alışkanlığınız yerine daha olumlu iyi bir alışkanlık yerleştirmek,kötü alışkanlıktan kurtulmaya çabalamaktan daha kolay olabilir bazen.Örneğin Sigara alışkanlığını baza alalım.Eliniz sigaraya yöneldiği an geri çekip kendinizi durdurmak epey güçtür.Ancak bu istek içinizde uyandığında geri çekilmeye çabalamak yerine ofisin kantinine gidip kendinize sağlıklı bir içecek ikram etmek yada evdeyseniz eğer,spor ayakkabılarınız giyip bir on dakika sahilde yürüyüş yapmak size çok daha olumlu alışkanlıklar kazandırabilir.
  • Hayatınızı ulaşmak istediğiniz hedeflerle donatın,motive edici notlar,resimler,objeler kullanaran hedefe giden yolunuzda bilinçaltınıza hükmedin.Örneğin çok yeme alışkanlığınız mı var? Fotoshop’da kendinizi zayıflatın ve buzdolabınıza asın,masanızın üstüne mavi bir su şişesi koyun ve spor ayakkabılarınız hep kapı girişinde sizi beklesin…
  • Ve son olarak -mış gibi davranın.Bizzat deneyimlediğim ve olumlu bir sonuca ulaştığım yöntem kısaca şu; diyelim ki sigara içme alışkalığına sahip birisiniz,an itibariyle sigarayla hiç tanışmamış, sigara kullanmayan biriymiş gibi davranmaya başlayın.Yalnız bu role epeyce bir inandırın kendinizi…Deneyimlerseniz düşündüğünüz kadar aptalca bir fikir olmadığını sizde göreceksiniz.

Çok sevdiğim bir yazar olan Mümin Sekman der ki; ‘Kafesden  çıkınca değil,kafesi içimizden çıkarınca özgürleşiriz.’ Doğru söze ne denilebilir ki? Haydi sizde  hemen şimdi karar verin ve değişin,değiştirin.Kararlılıkla,coşkuyla,sevgiyle kendinizi özgürleştirin!